TaRiFtEn MaHrUmDuR BeNdEkİ Bu ÇiLe HeR ÇiLe ÇeKiLmEz Bu HaSrEtE
14/7/2007 - Aşkın Rengi Maviymiş
Aşkın Rengi Maviymiş
bir ben vardım,
bilinmeyen bir şehrin, bilinmeyen bir yerinde,
sonra, seni tanıdım beklenmedik bir şekilde.
ansızın ama hızlıca girdin hayatıma
önce meraklarım oldun
zamanla tutkularım, korkularım ve vazgeçilmezim
sevgin, mavi bir örtü gibi beni sardı.
içimdeki firtınaların yarattığı köpükleri duruladı.
acılarımı kuruladı.
mavi sana olan aşkımın rengiydi
mavi sonsuzluğun simgesiydi
senden önce mutluluklar ertelenirdi
gelişinle bu da değişti
her yarım sen oldun, her yanım sen doldun
şimdi ertelenenler, acılarım.
aşkınla, senden önceki tüm dertlerimi unuttum, avundum
artık seni üzmemek için,
yaşamımın en sevinçli anlarını yaratıyordum.
en güzel şiirleri, senin için okudum,
en güzel hayallerimi, seninle yoğurdum.
mecburdum...
çünkü, seni üzmek en büyük kaygımdı.
senden önce kendimi düşünmek ayıptı,
bencillik, sevgililer arasındaki ayrımdı.
kimi zaman, gözlerim daldı
kimi zaman, gönlüm kanadı, yandı...
yinede mutluydum
seni seviyordum
benim olman;
yıllardır aranılan ve bir türlü ulaşılamayan
paha biçilmez bir hazineyi, bulmak gibiydi
sana böyle bağlanacağım en başından belliydi
en kötülerin bitişleri, en iyilerin başlangıçları sendin
sen, bu katarda en önde gelendin.
fakat hiç ummadık bir anda yok oldun, gittin.
yine zehirli yağmurlar yağdı üzerime, ıslandım
gidişinle siyahın en koyusuna boyandım
başladığım yerdeyim şimdi yine
beni bulduğun yere,
tıpkı bulduğun gibi bıraktın
Ben deliyim; Yorgun ve yalnız kaldırımlara misafirim... Gecenin gözleri her daim üzerimdedir. Denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem; Yüreğimi bir yerde bırakmışım, bıraktığım yerlerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim. Ben deliyim, ama çok şey bilirim. Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez benim için... Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu bir yere gidiyorum. Kara bir tren gibiyim, bir istasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerindeyim. Ben deliyim; Yağmurun yağması benim için romantik değildir, ben kurşun yağmurlarını bilirim. Benim güneşim batmaz, dünyam dönmez, ay'ım hep mehtap halindedir, rüzgârlarım hep doğudan eser... Ezbere bilirim yaşamayı, yaşarken savaşmayı; Ben deliyim; Benim mevsimim değişmez, kuşlardan sadece güvercini bilirim, yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar. İnsanlardan sadece çocukları severim, onları da büyüyünce terk ederim. Ben deliyim; Benim tanrım yoktur, bir çift göze, bir de tek gülüşe taparım. Bağıra bağıra şarkılar söylerim, sessiz sessiz şiirler yazarım. Bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim. Ben deliyim... Kendimle sohbet eder, kendi kendime gülerim. Telefon kulübeleriyle kavga ederim. Asfaltın siyahında kaybolur, düşüncelere dalarım. Çıkmaz sokaklarda kendimi arar, bir de üstüne güzel hayaller kurarım. Sonra hayallerimle beraber suya düşerim. Ben deliyim; Çayım sekiz şekerlidir, cigara üstüne cigara yakarım. Parayı sevmem ama para için çalışırım. Dört yaşında aşık olduğumu, sonra babamın hiç başımı omuzuna dayamadığını hatırlar, hayal de olsa omuzlarında uykuya dalar, rüyalar görürüm, uyandığımda hiçbirini hatırlamadığım halde... Ben deliyim; Güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz, kimseye düşman değilim, kimseye de dost olmadım. Ben kendime bile yabancıyım... Benim bana söylemediğim düşüncelerim vardır. Ben deliyim, ben buralara ait değilim. Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem, etrafı surlarla çevrili bir şehrim, saat on ikiden sonra uyanan caddelerimi bilirim. Ben deliyim... Çizilmiş sınırları reddetmişim. Ölüm kurşun olup yağmış üstüme, ben öldürülmüşüm ama ölmemişim. Duygularım hep sansüre uğramış, bir fahişenin hayatı gibi yalancıdır gözyaşlarım... Ufacık bir bakış boğazımı düğümlendiririr. Neye hüzünlendiğimi bilmeden, hasretin en yoğun halini yaşarım. İçimden dağıtmak gelir, dağıtamam ya, kendimi dağıtırım. Gözlerimin yeşili gitgide koyulaşır, tüm insanlarınki kankırmızılaşır. Bakamam kimsenin yüzüne, sevgiye muhtaç bir yavruya döner yüreğim... Kalbim titrer, haykırırım ama duyuramam sesimi... Yine de sardığım tütünde, yaktığım cigarada bulurum mutluluğu... Ben deliyim, ağlamamaya yemin etmiş gözlerim... Sonu dramla biten bir hatıra, üç bölümlük bir komedi dizisiyim. Çoğu zaman çorbama kinimi doğrar, öfkemi kaşıklarım. Zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasından, sonra bir bidon gökkuşağına döküp yakarım gülü, külüyle birlikte zamana savrulurum. Ben deliyim, geceyi ikiye böler, sonra hayatın adını yalan koyarım... Ben deliyim, ben yüreklerde ünlem, kafalarda soru işaretiyim. Ben deliyim, bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım. Bir uçtan bir uca kurumuşum. Karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim... Kar yağar üşürüm, güneş olur kavrulurum. Kimisi tükürür, kimisi öper ya; tükürene mezar, öpene lalezâr olurum. Ben deliyim... Mutluluğu uzaktan seyrederken cebimde küçük umutlar biriktirir, gözlerimi kapının eşiğine dikerim. İşte o zaman hayat acı kahve tadı verir, hep içime atarım ama, kendimi içine atacak bir yer bulamam. Anlamayana az gelirim, anlayana çok... Ne yarınlar birşey bekler benden, ne de ben yarınlardan... Dedim ya, ben deliyim... Ağlamamaya yemin etmiş gözlerim...
Kurbanlık eylemi, hz. İbrahim’in fedakârlığını hatırlatıyor. Kur’an-ı Kerim Sâffât sûresinin 101 ve 102. ayetinde şöyle buyuruyor:
“Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. Böylece çocuk onun yanında koşabilecek çağa erişince İbrahim ona: “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun? Oğlu İsmail dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
Bu diyalog sürecinde sefa dolu bir dünya, rıza ve ilâhi aşk göze çarpıyor. Nitekim Allah’ın yüce peygamberi hz. İbrahim as. ile oğlu hz. İsmail as. Kulluğun en yüksek merhalesi olan fedakârlıkla Allah’a karşı tam teslimiyet sahnesini sergiliyorlar. İbrahim, oğlunun yüzünü karatoprağa dayayıp, onu kesmeye hazırlandığında Allah onun kadir ve menziletini yüceltip, İsmail’in yerine bir çok göndererek şöyle buyurdu:
“Ey İbrahim, sen rüyanda görevlendirildiğin yükümlülüğü yerine getirdin. Biz böylece hayır işleyenleri mükafâtlandırırız. Gerçekten bu açık bir imtihandır. Biz büyük bir zibhi ona feda ettik. Onun güzel adını gelecek ümmetlere miras bıraktık. İbrahim’e selam olsun. Bizler iyilik ve hayır işleri yapanları bu şekilde mükafâtlandırırız. O bizim en inançlı kullarımızdandı…
Müslümanlar yeni elbiseler satın alır ve üç gün boyunca bayram kutlamaları yaparlar.
Pakistanlı Müslümanlar kurban bayramında ilkin mezarlıklarda fatiha okur, daha sonra bayram namazı kılarak, birbirlerine ziyaret ederler. Pakistan ve Hindistan’daki Kurban bayramı şenlikleri, bu bölge halklarının islami ayinlere olan ilgilerini gözler önüne seriyor. Kur’an-ı Kerim Mâide sûresinde Kurban kesmeye değiniyor ve Kurban kesmenin Kâbe gibi, halkın ihtiyaçlarına çeki düzen verme, beşerî toplumu fesat ve kötülükten arındırma görevi yaptığını belirtiyor. Kâbe, Beytul’haram ve ilahî güvenli ev olarak milyonlarca ihlaslı insanı kendi etrafına topluyor. Bu mukaddes odak, güçlü bir manyetik alan gibi, Müslümanları kendi cazibesinin içine çekiyor. Dünya Müslümanları nerede olurlarsa olsunlar Kâbe’ye yönelik, dost diyarında bulunmakla güç ve azamet kazanırlar.
Kurban bayramı, mümin insanın Allah’a teslimiyet ruhunun göstergesi ve Müslümanların kendi din ve inancını savunma hazırlığıdır. Hacc sûresinin 37. ayetinde Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Kurbanlık eti ve kanı Allah’a ulaşmaz, aslolan şey sizlerin takvalı olmanızdır.
Bu yüzden insanın takva ve mükemmel bir insan olma yolunda ilerlemesi asıl hedeftir. Bağımlılık ve düşkünlüklerden sıyrılıp, kopmak, nefsani istekleri denetim altına almak, Hacc menasikinin en önemli dersi ve öğretisidir. Şairin tabiriyle;
İbrahim gibi can’ın İsmail’inden vazgeçmezsen Kâbe ziyaretin sadece şeytanı sevindirir.
“Kurban gününde kendisinden başkasını kurban edense şeytanın anlam ve mefhumunu asla anlamamış olur.
53-NECM 3. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. 4. O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
Din, güzel ahlâktır. Ahlakı güzel insan her yaşta güzeldir.
Hz. Osman r.a.'dan rivayete göre Resûlullah s.a.v.: Sizin en hayırlılarınız, Kur'ân-Kerîm'i öğrenen ve öğretenlerinizdir, buyurdu. Buhari, Fezailü'l-Kur'ân: 21, Tirmizi, Sevabü'l-Kur'ân: 15, Ebu Davud, Vitir: 14-19, İbn-i Mace, Mukaddime: 16, Darimi, Fezailü'l-Kur'ân: 2, Müsned-i Ahmed:1/57 58, 69, 153.
İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anhümâ) dan: "Sarık sarın ki, hilminiz (yumuşak huyluluğunuz, halim-selimliğiniz, vakarınız, ağır başlılığınız ve sükûnetiniz) artsın. (Mecmeuz zevâid, Libas, Bâbul Amâim: 5/122)
— Hiç biriniz hayvanlar gibi (sevişmeksizin) cinsi münasebette bulunmasın, arada elçi bulunsun. Soruldu: Yâ Rasûlallâh sözünü ettiğiniz elçi nedir? — Aşk fısıltıları ve öpüşmedir. İslam'da cinsellik Âsım Uysal (İhyâ-i ulûmiddin İmam-ı Gazâlî K. nikahı Âdâbü-l Muâşeret 2/64)
Ameller niyetlere göredir.
Benim ümmetime bir zaman gelecek ki, ulemayı güzel elbise, Kur'ân-ı güzel sesle tanırlar ve Allah'a yalnız ramazan ayında ibadet eder. Böyle oldu mu ilmi, hilmi ve rahmeti olmayan bir hükümdarı Allah onlara musallat eder.
Bir gün Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem, esirler arasında çocuğundan ayrılan bir kadın gördü. Kadın çocuğunun hasretinden rast gelen çocuğu kucağına alıyor, onu sevip emziriyordu. Resul-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem ashabına: — Hiç bu kadın çocuğunu ateşe atar mı? Diye sordu. Ashab: — Asla, cevabını verdiler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem: — O halde, biliniz ki, Allah’ın kullarına merhameti, bu kadının çocuğuna merhametinden daha fazladır, buyurdu. Buhari-Müslim
Sizden hiç biriniz lâyıkıyla iman etmiş olmaz; beni çocuğundan, anasından, babasından ve bütün insanlardan fazla sevmedikçe!
Üç şey münâfığın alâmetidir: Yalan söyler, sözünde durmaz, emânete hıyânet eder.
Beni yerim göğüm almaz ancak mümin kulumun kalbi alır, ben hiç bir mekana sığmam ancak mümin kulumun kalbine sığarım. Kudsi Hadis
Kul nâfilelerle bana durmadan yaklaşır, nihayet onu severim. Bir kere de onu sevdim mi, artık o kulumun işiteceği kulağı olurum, göreceği gözü olurum. Kudsi Hadis
Allahü teâlâ refîktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri ve başka hiçbir şeye vermediğini, yumuşak davranana ihsân eder.
— "Kıyamet günü kulun muhasebesi yapılacak ilk ameli namazdır. Namazı tamam ise kurtulur, kazanır. Noksansa mahrum olur, hüsrana uğrar."(Tirmizi)
Nefse sükûnet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günâhtır.
Musîbetlerin en büyüğü, vakti faydasız şeylerle geçirmektir. Allahü teâlânın, bir kulunu sevmemesi, onun faydasız şeylerle uğraşmasından anlaşılır.
Bir kimsenin çocuğunu terbiye etmesi ve ona edep öğretmesi, her gün bir miktar sadaka vermesinden daha hayırlıdır.
Allahü teâlâ benim ümmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine, Ashâbımın sevgisini yerleştirir.
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onlar arasında dini konusunda(yapılan saldırılara) sabırla karşı koyan, kor parçasını avuçlayan gibi olacak.
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.
Allahû Teâla pâktır. Pâk olandan başkasını kabûl etmez. Allahu Teâla mürsel olan Peygamberlerine neyi emrettiyse mü'minlere de onu emretmiştir. Peygamberlere: "Ey peygamberler, pâk ve helâl taâmlardan yiyiniz ve sâlih amel işleyiniz" Mü'minlere: "Ey iman edenler, rızk olarak size verdiğimiz pâk ve helâl şeylerden yiyiniz" buyurdu. Ondan sonra Resûl-i Ekrem (sav) Hazretleri (sözü döndüre dolaştıra) buyurdu ki; İnsan (Allah yolunda uzun seferlere katlanır, saçları birbirine karışmış, yüzü gözü toza bulanmış, "Yâ Râb! Yâ Rab!" diyerek ellerini gök yüzüne açar. Halbuki, yediği haram, içtiği haram, giydiği haram. Haram ile beslenmiş. Böylesinin duâsı nereden müstecâb olacak?
Helaller bellidir, haramlar da bellidir. Birde bunlar arasında şüpheli olanlar vardır, siz şüpheli olan şeylerden kaçının.
Her insan yaşadığı hâl üzere ölür ve her kul öldüğü hâl üzere diriltilir. Müslim, Cennet:l9, No:2878,4/2206. İbni Hacer-i Heytemî, ez Zevatir, 2/402
Allah Teala Cenneti yarattığı zaman ona şöyle buyurdu: — İzzet ve celalime and olsun insanlardan sekiz sınıf vardır ki; sana dahil olmayacaklardır; 1) Devamlı şarap(içki vs) içen, 2) Zinada ısrar eden, 3) Deyyus olan(Eşini kıskanmayan), 4) Hükümdarların kötü icraatlarına alet olan, 5) Erkek olduğu halde kadınlaşan, 6) Koğuculuk eden, 7) Başkalarına merhamet etmeyen, 8) Allah'a ant içip de, ahdine vefa etmeyen kimseler
Lut kavminin amelini işleyene Allah lanet etsin. Lut kavminin amelini işleyen kimse melundur.
Gına (çalgı) zinanın efsunudur.
Gözlerin zinası, yabancı kadınlara bakmaktır. Ellerin zinası, yabancı kadınlara el sürmektir. Ayakların zinası, yabancı kadınlara gitmektir...
ZİNA ETMEK İSTEYEN GENÇ Asr-ı saadette Peygamberimiz (A.S.) Ashabıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve çok saygısızca: — Ya Resulallah! Ben felanca kadın ile arkadaş olmak olmak istiyorum, onunla zina yapmak istiyorum dedi. Ashab-ı Kiram, bu durumdan çok öfkelendiler. İçlerinden gazaba gelerek genci dövmek ve huzuru Resulullah'dan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağırıştılar. Çünkü genç çok hayasız konuşmuştu. Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) bırakın o genci buyurdu. Resulullah, genci yanına çağırdı, dizinin dibine oturttu. Gencin dizlerini kendi mübarek dizine değdirecek bir şekilde oturttu ve: — Ey genç, birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi? diye sordu. Genç hiddetle: — Hayır Ya Resulallah, diye cevab verdi. Resulallah: — Öyle ise o çirkin işi yapacağın kimsenin evlatları da bundan hoşlanmazlar. Sonra: — Peki, bu çirkin işi senin kız kardeşinle yapmak isteseler, sever misin? diye sorduklarında genç : — Hayır, asla! diyerek hiddetleniyordu. Şu halde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez buyurdu. Sonra Hz.Peygamber (A.S.) mübarek elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua etti: — Allah'ım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Namusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla, buyurdu.
Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yetenler evlensin.Çünkü evlenmek gözü daha çok muhafaza eder,namusu daha fazla korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç kalkandır.
Allahu tealaya amellerin en sevimlisi azda olsa devamlı olanıdır. Müslim şerhi Nevevi - Kitâbü-s salâtü-l Misafir, C:6 Sh:319, Beyrut
Bir gün annesi, Abdullah bin Ömer'e: — Abdullah! Gel bak sana ne vereceğim, diye seslenmişti. Resul-i Ekrem Hazretleri de misafir olarak orada bulunuyordu. Abdullah'ın annesine sordu: — Çağırdığın Abdullah'a ne vereceksin? — Hurma vereceğim ya Resulallah! — Peki öyleyse. Eğer bir şey vermeyeceğin halde vereceğini vaat ederek çocuğu aldatmış olsaydın, sana yalan söylemiş gibi günah yazılacaktı
H.z. Aişe vâlidemiz anlatıyor: Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki: "İçinizden birisi, besmele çekmeyi unutup da yemek yemeye başlamış bulunursa, bu durum hatırına gelir gelmez; "başlangıcında da, bitiminde de Allah'ın adı ile niyetiyle" manâsına gelen "Bismillahi evveluhû ve âhirahû" desin.
Nerede olursanız olun bana salât ve selâm edin. Zira sizin salât ve selâmlarınız bana ulaşır."
"içerisinde köpek veya heykel(açıkta fotoğraf) bulunan haneye rahmet melekleri girmez."
"Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunanı, Allah'u teâlâ yüz üstü Cehenneme atar."
Birbirinize selâm veriniz. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, Müslim) Îmân etmedikçe Cennet'e giremezsiniz. Birbirinizle sevişmedikçe tam îmâna kavuşamazsınız. Size bir şey göstereyim mi? onu yaparsanız, sevişirsiniz. Aranızda selâmı çok yayınız. (Müslim)
Müslüman'ın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır. Selâmına cevap vermek, hastasını yoklamak, cenâzesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp; "Elhamdülillah" deyince; "Yerhamükellâh" diyerek cevap vermek. (Buhârî, Müslim)
Ebu Sâid el-Hudri radıyallahü anh der ki: Peygamberimizin sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu duydum: Herhangi biriniz kötülük görürse onu eli ile değiştirsin; yapamazsa dili ile, bunu da yapamazsa kalbi ile değiştirsin, sonuncu tavır imanın en zayıf şeklidir.
Akıllı adam nefsini hesaba çeker ve ölümden sonraki hayat için iyi amel işler, aciz adam nefsini hevesine uydurur sonra Allah'tan mağfiret temenni eder. İbni Mace - Kitabü-z Zühd, C.2, Shf:1423, Lübnan
İman etmedikçe cennete giremezsiniz,birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” Sizden biriniz kendisi için sevdiğini müslüman kardeşi için de sevmedikçe(istemedikçe)gerçek mümin olamaz
İbni Mes'ud'dan (R.A.) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: İsrailoğulları üzerinde beliren ilk eksiklik, ilk kusur şudur: Adamın biri başka biri ile karşılaşır ve ona «hey falan kişi, Allah'tan kork da şu yapmakta olduğun hareketten vazgeç, çünkü o sana helâl değildir» der, sonra da ertesi günü aynı adamla karşılaşır, adam eski tutumunu devam ettirmektedir, fakat adamın bu tutumu berikini onunla birlikte yemekten, içmekten ve birlikte oturmaktan alıkoymaz, onlar böyle davranınca Allah da kalplerini birbirine benzetti.» Peygamberimiz (S.A.S.) sözlerine şu ayeti okuyarak devam etti:
— «İsrailoğullarının kâfir olanları Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın dili ile lanetlenmişlerdir; bunun sebebi isyan edip azmış olmaları idi. Onlar işlemiş oldukları kötülükten birbirlerini alıkoymazlardı, yapmış olduktan iş ne fena bir şeydi! Onların çoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün; kendi kendileri için ne fena bir akıbet hazırlıyorlar ki Allah onlara öfkelenir ve bitmez bir azaba çarptırılırlar.» Maide78-81
Daha sonra Peygamberimiz şöyle buyurdu: «Hayır hayır. Ya iyiliği emredip kötülükten alakorsunuz, zalimin elinden tutup onu hakka karşı kesinlikle boyun eğdirir, kendisini hakkın sınırları içinde tutarsınız veya Allah önce kalplerinizi birbirinizinkine benzetir ve arkasından da İsrailoğulları gibi size de lanet eder.» Ebu Davud, Tirmizî
Oğlum Ehsan Anan sena heyran, nasılsan, ne haldesan Biz aramasak sen bizi ne arisan, ne sorisan Sen ne heyırsız bir evlatmışsan Elin kızıyla gezisen, dolaşısan Fekat anana bir mektup yazmıysan, Sen heç Allah'tan korkmiysan Bizi merakta bırakisan Dün dayin oğli geldi Angara'dan Sağlık haberini ondan almişam Seni belediye otobüsünde bir kızlan görmüş Sözlüm diye bahsetmişsan Parmağına da yüzük tağmışsan Hüseyn'e dedim ki, helem biraz anlat Dedi ki ay parçası, gülende güller açiy Ağliyanda yüzüne mercan saçiy Bele güzel ne görünmiş, ne duyulmiş Ehsan sen nasıl evlatsan Büyüklerine danışmadan evlenmeye kalkmışsan Kardeşinden de mi ibret almirsan Getti, bir tango kız getirdi Ne gendi rehat etti, ne bize rehat ettirdi Kız da kız olaydı, yüregim yanmazdı Eyle zayif eyle zayif ki eynı çırtık Eso'ya benziyi Çöp gibi bacagi, Emin ağa gibi de ayagi vardi Çamaşır tokacı gibi de elleri vardi Ne konuşmamizi beğeniydi, ne yemeğimizi yeyiydi Zikkimin kökünü yiyeydi Pırçıkli meftuneyi ağzına koymiydi Kibe kudure kaşıgını değdirmiydi Mengegoş kebabından miğdesi bulaniydi Herşeye yeni, yeni adlar takayidi Ben diyidim babakunuç, o diyidi patlıcan ezmesi Ben diyidim lebeni, o diyidi yoğurt çorbasi Ben diyidim klori aşi, o diyidi ekşili köfte Yok carut değil, faraş imiş Küçe değil, sokak imiş Havuça, pırçıklı demek ayıp imiş Ben bele konuşurum deye benden utanırmiş Niye gendi yaptiğinden utanmiyi Gün öğle oliydi, yatahtan kalkiydi Ne havşi süpüriydi, ne ayak yoluna su dökiydi Benim elimden çaput, onun elinden roman düşmiydi Gezmeye gidince en öne de o düşiydi Bigün baban dükkandan erken geldi Hanimin gızı yerinden teprenmedi Babanın çok ağırina gitti Bıraksam alimallah saçini, pırçıkini yolacakti Oğlum Ehsan, Ben ne şanssız bir kariymişam Kaynanaların zalım zamanında gelin olmuşam Gelinlerin de zalım zamanında kaynana olmuşam Kime ne ettim ki bunu bulmişam Oğlun sen, sen olasan Akli başinda bir kız alasan İster Diyarbakırlı, ister yedi kat yabancı olsun Yeter ki helal süt emmiş olsun İstiyem ki sonra pişman olmayasan Kari kısmı ayakkabı değil, sıktı mı çıkarasan Namusum diyeceğsen, ömrü billah çekeceğsen Oğlum Ehsan Biliyem eyisin hoşsun ama çabuk kıziysan Kızınca da ayran gibi kabariysan Oğlum asabi erkeğin kahrı çok olur Kahır çeken kari zor bulunur Onun içindir ki oğlum Ehsan Yüce Allah kadınların sabrını hamurdan yoğurmuştur Analar hanımdır, sultandır, hatundur Anaların mekanı cenneti aladır Analar ışıktır, analar nurdur Kadın, yüce Allah'ın erkeğe bir lütfudur...
muhabbet fedaisi arkadaşlar hey gidi günler diye yazı serisi başlatmayı düşünüyorum paylaşımlarınızı bana gönderirseniz burda devam ettireceğim saygılarımla...
Evet yine muhteşem bir istanbul manzarası ile beraberiz muhabbet fedaisi arkadaşlarım…hiç gidemedim canım istanbula…gördüğüm her manzarayı her güzelliği paylaşmak istedim…gören bilen herkesten duyduklarımı blogda paylaştım…gün olur kavuşuruz inşallah diyerek bekliyoruz bakalım hayırlısı…
Eminönü balıkçılarının artık olmadığınıda duydum bu gidişle ben istanbulu görmeden tüm güzelliklerinden mahrum kalacaz gibi hayırlısı..
Sabır, yücelme ve fazilete ermenin mühim bir esası ve iradenin zaferidir. O olmadan, ne ruhu inkişaf ettirmeden, ne de yücelip benliğin sırlarına ermeden bahsedilemez. Sabırla insan, toprağa, ete, kemiğe bağlılıktan kurtulur. Onunla yüce âlemlere ermeğe namzet bir kutlu olur. Sabır, öteler ötesi saltanatlara ulaşmak için dar bir geçit, aşılmaz bir zirve ise, gönlünü o âlemlere kaptırmış hakikat eri de, geçilmez ve aşılmaz gibi görünen geçitlere ve şahikalara meydan okuyan bir Heraklit'tir. En sarp yokuşları dümdüz ve ovaları da pürüzsüz gören bir Heraklit...
Sabır, fıtratın sînesinde cereyan eden armoninin, insan tarafından sezilmesi, kavranması ve taklit edilmesidir. Evet, o, eşyâ ve hâdiselerin dilini anlama ve onlarla "diyalog"a geçme gayretidir. Bu dili anlayacağı âna kadar sebat gösteren, sonra da, varlığın zaman seli içindeki akışıyla, kendi davranışları arasında bir köprü kurarak tabiatla bütünleşen insan ne mübeccel; kainattaki bu ilâhî musîki ne ulvî ve bu ahengin sezilip görülmesi ne âlî bir temâşâdır...!
Sabır; zamanın, eşya üzerindeki tesirinin kavranması ve vak'aların, zamanın, keskin dişleri arasında öğütülerek, şekilden şekile, hâlden hâle girmesinin idrâki demektir. Zamanın bu sessiz eriticiliği ve değiştiriciliği karşısında, yerinde polat ve yerinde de buz olmasını bilenler, onun cereyan çizgisinde ayrı bir buûda yükselerek yok olmadan kurtulurlar. Bunu idrak edemeyenler ise, onun demir pençeleri arasında ezilir giderler.
Evet fıtrat, onu tanımayan ve yürüyüşünde ona ayak uyduramayan ayakları kırar, ruhları da çiğner geçer. Onu tanıyan, hareket ve davranışlarıyla onun ruhundaki sessiz infiâllere dem tutan ve ona yeni yeni Dâvûdî nağmeler kazandıranların elinde de balmumu gibi olur.
muhabet fedaisi olacak tüm arkadaşlar mekanı hatto ya hoş geldiniz....
BU ARADA MUHABBET FEDAİSİ ARKADAŞLAR YORUM YAZILMAYAN YAZILARI KALDIRIYORUM ARTIK....